İtalya'nın kuzeyindeki Pisa şehrinin Katedral Meydanı'nda yeralan ve 1063-1090 yıllarında yapılan Duomo Katedrali'nin çan kulesi, ana yapıdan ayrı olarak 1173'te yapılmıştır. Ünlü Pisa Kulesi, bu çan kulesidir.

Kule üst üste bindirilmiş yuvarlak 6 sütun dizisinden meydana gelmiştir. 56 metre yüksekliktedir. Üzerine 294 basamaklı bir merdivenle çıkılır. En üstteki çanların bulunduğu 8. kat silindir biçimindedir
Pisa Kulesi bitirildiği tarihten itibaren güneye doğru eğilmeye başlamıştır. Bunun sebebi temeldeki yumuşak zemindeki bir çökmedir. Günümüzde, kulenin tepesinden güney yönünde aşağı sarkıtılan bir çekül 4,3 metre açığa inmektedir. Ancak yapının ağırlık merkezinin izdüşümü kendi temel dairesinin içinde kaldığı için kule devrilmemektedir. Kule her yıl milimetrenin onda yedisi kadar (100 yılda 7 cm) eğilmektedir.

Kule, Pisa'nın gücünün ve zenginliğinin bir sembolü olarak Cenova ve Venedik'e rakip olarak yapılmıştır. Ünlü bilim adamı Galile, bütün cisimlerin aynı hızla ve aynı fizik kanununa uyarak düştüklerini bu kulede yaptığı deneylerle ispat etmiştir.
_________________ Galieo Galilei, evrenin merkezinin Güneş olduğu fikrini kabul etmiş, bu nedenle de
Vatikan'ı karşısına almıştı...
İddianın doğruluğuna ilişkin özür, geç de olsa, tam 359 yıl sonra dile getirilmişti. Amansız çekişme çok eski yıllara uzanmakla birlikte tüm dünya bu haberle çalkalanmıştı. 1992'de Va-tikan, "evrenin merkezi dünyadır" savını geri çekip, Toscanalı inatçı bilim adamının haklılığını kabul ediyordu.
Papa II. Jean Paul, yaptığı açıklamayla, Kutsal Roma Katolik Kilisesi ile fizikçi ve gökbilimci Galileo Galilei arasında yaşanan, bilim tarihinin en uzun süren kan davasını da noktaladı. Birçok kişi için Vatikan'la Galilei arasında yaşanan çekişme, bilimin dinsel dogma karşısındaki zaferinin bir simgesi. Galilei'nin asıl "suçu" dinsel değerlere aykırı düşen görüşlere ya da dini inkâra değil, daha sıradan bir nedene dayanıyordu. O, Aristoteles'in eski öğretilerini çürütmüş, dolayısıyla antik Yunan filozoflarının "kuşku duyulmaması gereken" iddialarına dayanan ünlü akademisyenlerin kovanına çomak sokmuştu. Galilei'nin çıkışlarından rahatsız olan dönemin bilim otoriteleri, bu çatlak sesi susturması için Vatikan'a baskı yapmışlardı.
Geleceğin dahisi Galileo Galilei, 15 Şubat 1564'te Pisa'da dünyaya geldi. Babası Vincenzo Galilei, Floransa'nın ünlü bir ailesinden gelmekle birlikte, orta halli bir adamdı; kendisini daha çok felsefeye vermişti. Çocukluk yıllarını babasının entelektüel yaşam tarzı şekillendirmişti. Galilei, ilk önce Güzel Sanatlar Akademisi'ne yazıldı; ancak, 17 yaşında babasının isteği üzerine Tıp Fakültesi'ne başladı. Onun gözü ise, mekanik bilimlerdeydi. Matematiğe büyük bir merak sarmış, makinelerin matematiksel hesaplamaları konusunda yoğunlaşmıştı. 18 yaşındayken, babası da Floransa'ya dönünce, meydanı boş buldu ve üniversite derslerini bir kenara bırakarak, bir aile dostundan gizlice matematik dersleri almaya başladı. Öğretmeni Ostilio Ricci, matematikle birlikte fiziğe de meraklıydı.
Arkhimedes'in hayranıydı; bu büyük bilginin tüm eserlerini ezberlemiş, icatlarına temel olan matematik kurallarını incelemişti. Galilei, aldığı dersler sırasında devrim yaratacak fikirlerini de şekillendirmeye başlamıştı: Gezegenlerin hareketleri gibi doğal fenomenler matematikle açıklanabilirdi. Bu iddia, şimdi çok aykırı görünebilir, ancak, 16. yüzyılda evrenle ilgili araştırmalar yapan bilim adamları tek bir kaynağa dayanıyorlardı: Yunanlı filozof Aristoteles, M.Ö. 4. yüzyılda, bilime ilişkin her türlü yaklaşımı inceleyen düşünür, gününün koşullarında pek çok soruyu cevaplamaya çalış-mıştı.
Ancak doğaldır ki, ileri sürdükleri tartışılmaya başlamıştı. Galilei hayatını Aristoteles öğreti-lerine saldırarak ve onu körü körüne izleyenlerle savaşarak geçirdi. Bunun gerçekleşmesinde gerekli ipuçlarını, ona Ricci sunmuştu
|
|
|
Buluşu, Galilei'nin tıp profesörlerini bir süreliğine memnun etmişti. Ancak 1585'te, kendisine destek verilmesi isteğini reddettiler ve saygısızlık ettiği gerekçesiyle onu kovdular. Bu olayı izleyen yıllarda, zamanının büyük bir bölümünü matematik öğrenmeye ve çalışmalarına ayırdı. Artık tek bir hayali vardı: profesyonel bir matematikçi olmak.1588'e gelindiğinde, beş üniversiteden ret cevabı almış, hatta bir ara doğduğu kentten ayrılmayı bile düşünmüştü. Ancak, sonunda Pisa'da üç yıllığına matematik dersi verme isteğini kabul ettirdi. Tabii ki, burada da rahat durmayacak ve meslektaşlarını kızdırmaya devam edecekti.
Meslektaşlarından bir kısmı, deney yönteminin Aristoteles'e körü körüne bağlanmaktan daha doğru bir yol olduğunu kabul ediyordu. Ancak yine de, "cisimlerin düşüşü" ile ilgili Aristoteles'in geliştirdiği fizik yasasını benimsiyorlardı: Ağır cisimler daha hızlı, hafif cisimler daha yavaş düşer. Galilei ise, bu yasayı çürütmeye koyuldu. O; kâğıt, tüy gibi hafif cisimlerin yavaş düşmesinin havanın karşı koymasından ileri geldiğini; gerçekte ise, aynı yükseklikten bırakılan farklı ağırlıktaki iki cismin, yere aynı zamanda düşeceğini ileri sürüyordu. Pisa'daki ünlü eğri kuleye çıktı, biri büyük, ağır; diğeri küçük, hafif iki topu aynı anda bıraktı. İkisi de aynı anda yere düşmüştü.
Bu deney, üniversitedeki diğer profesörleri fazlasıyla kızdırmıştı. Gerçeğin yüzlerine vurul-masını hazmedemeyen okul yönetimi, Galilei'nin sözleşmesini yenilemedi. 28 yaşındaki bilim adamı, başka sulara yelken açmak zorunda kaldı. Uzun uğraşlar sonunda, Padova'ya yerleşti ve kent dükünün himayesi altında Padova Üniversitesi'nin matematik kürsüsünden kabul ce-vabı aldı. En ünlü keşiflerini ve teorilerini, bu üniversitedeki yılları sırasında gerçekleştirecek-ti.
|
|
|
|
|
Galilei, Pisa Katedrali'nde otururken, tavanda asılı duran lambanın gidiş gelişleri dikkatini çekti. Lamba bir düzen içinde sallanıyordu. Bu konuda yaptığı deneyler sonucunda; salınımların eşzamanlı olduğunu, matematik kurallarını izlediğini; dolayısıyla, zamanı belirtmede sarkacın kullanılabileceğini ortaya koydu. Ayrıca, bu yöntemle hastaların nabızlarını ölçmeye yarayan bir de cihaz geliştirdi.
Galilei'nin eline koz verecek bir başka olay da, Ekim 1604'te yaşandı. Yıldız patlaması şeklinde tanımlanan üstnova, tartışmayı başlatan kıvılcım olmuştu. Avrupalı gökbilimciler, Ophiucus Takımyıldızı'nda meydana gelen büyük bir patlama keşfetmişlerdi. Halbuki Aristoteles, yıldızların yerlerinden kımıldamayan sabit cisimler olduğunu belirtmişti. Galilei, bu konuyla ilgili olarak pek çok konferansa katılınca, Padova Üniversitesi profesörlerini de karşısına aldı.
1609'da, Hollandalılar'ın uzaktaki cisimleri daha yakın gösteren bir cihazı keşfettiklerini duyması, onun için bir dönüm noktası oldu. Bu cihaz teleskoptu.
Galilei, Venedik'teyken kendi adını taşıyan ıraksak mercekli dürbünle bu keşfi geliştirdi ve gökcisimlerini incelemeye başladı. Gördükleri, Aristoteles'in tüm iddialarını yerle bir ediyordu. Önce, Ay üzerinde gözlemler yaparak dağların yüksekliğini ölçtü. Güneş üzerindeki lekeleri saptadı. Bugün de "Galilei Uyduları" diye anılan, Jüpiter'in ekseninde dönen uyduları keşfetti.
Ancak en çok endişe uyandıran buluşu Venüs'tü. Galilei, Venüs'ün de Dünya'nın hareketlerine benzer evreler geçirdiğini gördü. Aristoteles'e göre Dünya, evrenin merkeziydi ve diğer gezegenler onun yörüngesinde yer alıyordu. Dolayısıyla, Venüs'ün tam bir daire çizmesi ge-rekliydi, yarım daire değil. Ancak, teleskopu bunu göstermiyordu. Galilei, Dünya'nın evrenin merkezi olmadığına ilişkin çok somut bir kanıt elde etmişti.
Buluşlarını 1610 yılında yayımladığı Yıldızların Habercisi (Sidereus Nuncius) başlıklı kitabında açıklayınca, büyük bir yankı uyandırdı ve uluslararası alanda ün kazandı. Bu kitapla Vatikan'ın dikkatini de üzerine çekmişti. Başta her şey iyi gidiyordu: Papanın gökbilimcilerine teleskopuyla bir sunum yapması için davet edilmişti, bunun yanı sıra iddialarını sevinçle karşılamışlardı.
Ancak Galilei, iki konuda Vatikan'ı karşısına aldı. Keşiflerinden de aldığı cesaretle, Güneş Sistemi'nin merkezinin Güneş olduğunu kendisinden 70 yıl önce ileri süren Kopernik'i des-tekledi. İkinci olarak da, teleskopuyla gökyüzüne bakmak istemeyen Aristotelesçilerle yine dalga geçti.
Ünleri ve meslekleri tehdit altına girmeye başlayan bilim adamları, Galilei'nin Kopernik'i desteklemesiyle İncil'e sarıldılar. Yehova'nın Eski Ahit'inde aradıklarını buldular: Bir öyküde, Güneş'in hareketsiz durduğunun "varsayıldığı" belirtiliyordu. Bu da, aslında Güneş'in hareket ettiği anlamında yorumlanabilirdi.
Galilei'nin düşmanları, Kopernik ve onun görüşlerini benimseyenlerin Kutsal Kitap'ın doğru-luğunu karalamaya ve yalanlamaya çalıştıklarını ilan ettiler. Bu nedenle de dini inkâr suçunu işlediklerini öne sürdüler. Vatikan'ın şüpheli inkârcıları araştıran görevlileri konuya el koy-makta geç kalmadılar. Galilei için bundan sonraki durak artık belli olmuştu: Engizisyon!
| Galilei topları Pisa Kulesi'nden gerçekten attı mı? |
Galilei'nin altın ve kurşun karışımı topları Pisa Kulesi'nden aşağıya atarak gerçekleştirdiği ileri sürülen deney, bilim adına bir efsane kabul ediliyor. Ancak bu deneyi gerçekleştirip ger-çekleştirmediği tartışılıyor. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden Prof. Dr. Giorgio de Santillana, Britannica Ansiklopedisi'nin Galieo Galilei bölümüne yazdığı önsözde, öykünün gerçek temelinin bulunmadığını belirtiyor. Ancak, 1994'te Galilei'nin biyografisini kaleme alan James Reston ise efsanenin doğru olduğu kanısında.
Ancak kesin olan, 1586'da Simon Stevin adlı Flaman matematikçinin, Galilei'ninkine tamamıyla benzeyen deneyi 3 yıl sonra gerçekleştirip, sonuçlarını da yayımlamış olması. Stevin de Galilei gibi, Aristotales'in ağır cisimlerin hafif cisimlere oranla daha hızlı düştüğü savını çürütmeye çalışmıştı. Bunu ispatlamak için biri diğerine göre on kat daha ağır kurşun topları, 9 m. yükseklikten aşağıya bıraktı. İki top da aynı anda yere düşmüştü.
Galilei belki de hiç gerçekleştirmediği bir deneyle ün kazanmış ve Kilise'ye karşı bunun so-nuçlarına katlanmak zorunda kalmıştı. Bu deney yıllar sonra 2 Ağustos 1971'de, Apollo 15'in komutanı Dave Scott tarafından gerçekleştirildi. Scott bir çekiçle kuş tüyünü aynı anda bıraktı. Ay'ın havasız ortamında, iki cisim de aynı anda hızla yere düştüler.
|
|
1602'de yine Aritoteles'in yasalarını çürütmeye çalışmakla meşguldü. Çeşitli ağırlıkta toplar alarak, bunların bırakıldıkları zeminin eğrilik derecesine göre yavaş ya da hızlı düşeceklerini kanıtlamaya girişti. Oluğa benzeyen tahta, sırasıyla çeşitli açılarda eğri tutuldu. Cisimlerin ağırlıklarına göre değil, tahtanın eğrilik derecesine göre hızlı ya da yavaş yuvarlandıkları görüldü.
Kopernik'in görüşlerine katılmaktan vazgeçme-sini istedi. Galilei boyun eğer gibi göründü. Çünkü bunun bir oyun olduğunu, karşı gelecek olursa Bellarmino'nun bunu "suçu açıkça kabul etmek" sayacağını ve Engizisyon Mahkemesi'nde aleyhinde kanıt olarak kullanacağını anlamıştı. Galilei bu seferlik ucuz atlatmıştı.
Aydın bir din adamı olan papa VIII. Urbano'nun Vatikan'ın başına geçmesiyle biraz olsun rahatladı. 1624 yılında, Güneş Sistemi'yle ilgili teorileri tartışacağı yeni bir kitap yazmaya başladı. Ancak bir şart koşulmuştu: Kitapta hiçbir teorinin tam olarak doğru olduğunun bili-nemeyeceği, bunu sadece Tanrı'nın bilebileceği vurgulanmalıydı. 1632'de, İki Büyük Dünya Sistemi, Ptolemaios ve Kopernik Sistemleri
Üzerine Konuşmalar (Dialoge Sopra i due Massimi Sistemi de Mondo, Ptolemaico e Copernico) adlı kitabını yayımladı. Kitap, Avrupa'da büyük ilgi gördü ve bilim literatürünün klasik eserleri arasındaki yerini aldı. Büyük bilgin, bu eserinde de Kopernik'i savunmuştu. Büyük fırtına koparan eser, gericileri endişeye düşürmüştü. Onlara göre, Galilei'nin kitabıyla "yer, gök alt üst olmuştu". Galilei bunun böyle olacağını önceden bildiği için, kitabında Simplicius'u şöyle konuşturmuştu: "Yeni düşünce tarzı yerle göğü alt üst ediyor!"
|
|
|
|
|
5 Mart 1616'da, Yüksek Din Kurulu bir emirname yayımladı. Engizisyon kurumunun yüksek mahkemesi sayılan bu kurul, emirnamesiyle, Kopernik'in bütün kitaplarını yasaklıyordu. On-dan birkaç gün sonra da, kardinal Bellarmino, Galilei'yi sarayına çağırarak, papa ile Yüksek Kurul'un ortak emrini bildirdi. Kendisinden
Ömür boyu hapse mahkûm edilen Galilei, Floransa yakınlarında bir evde son 9 yılını göz hapsinde geçirdi. Bu soyutlanmış yaşamı sırasında, bilimsel çalışmalarını sürdürdü. Hareket ve güç konusunda yazdığı kitabı Mekanikle İlgili İki Yeni Bilim Üzerine Söylevler ve Matematiksel Kanıtlar (Discorsi e Dimostrazioni Mathematice Intorno a Due Nuove Scienze Attenenti alla Mecanica), Galilei'nin bilim dünyasına kattığı en önemli eserlerden biri. Bu kitabıyla bir kez daha, bilimsel devrimlerin matematiğe dayandığını kanıtlıyordu.
8 Ocak 1642'de, 77 yaşında öldü. Ölümünden hemen sonra Noel günü, Lincolnshire çiftliğinde, Galilei'nin attığı temelleri geliştirecek bir erkek çocuk dünyaya geldi. Bu çocuğun adı Isaac Newton'dı.
Leaving to one side the celebrated inclination - that daring challenge to the laws of statics - the bell tower of the Cathedral is a unique building of its kind, both for its great art historical value and for its peculiar situation, in the context of the vast and similarly unique area known as Piazza dei Miracoli. The Tower occupies a site to one side of the Cathedral, between the apsidal area and the south-eastern portion of the transept of the latter. Though not an isolated case (similar spatial organisations can be found in some Pisan complexes and in other Italian buildings), this is an unusual collocation: normally, bell towers were built near to the façade or along one side of churches.
Here, however, the Tower assumes an unusual value through its dislocation from the other monuments in the area of Piazza dei Miracoli. The building is in fact sited in one of the most visible points of the Piazza, in correspondence with the junction between the latter and via Santa Maria, one of the antique thoroughfares of the city. Originally, a road which followed the course of via Emilia passed to the left of the Tower.
|
|
|
|
|
1633'te, 69 yaşındaki bilim adamı, dini inkâr suçundan Roma'ya çağrıldı. Uzun sorgulamalar sonunda, mahkemenin işkence kararı kendisine bildirilince, birdenbire durgunlaştı. Belki davası uğruna her türlü işkenceye göğüs gerebilirdi, ama, çektiği acıların bilime ne yararı olacaktı ki? Kopernik'in sistemini redde zorlanmıştı, o da bunu kabul etti. İddiasından vazgeçmişti; dizlerinin üzerinde doğrulurken şöyle mırıldanmıştı: "Her şeye rağmen Dünya dönüyor".
La Torre di Pisa
This road, which ran towards the apse and alongside the northern side of the Cathedral, continued beyond the city walls, through which it passed via the so-called porta de Leone - the Gate of the Lion. Furthermore, the contiguity between the Tower and the apsidal area of the Cathedral established a formal dialogue between the two buildings.
This is reflected in the sculptural decoration of the ground floor of the Tower, in which motifs and elements to be found in the architecture of the Cathedral are used, while the circular form of the Tower would seem to relate to the curves of the Cathedral's two apses.
The Tower, with its great height, was a visual fulcrum, visible from all areas of the Piazza, and, probably, from the river Arno. In this way the Tower assumed the function of both connection between the city and the piazza, sited in a decentralised area of the urban nucleus, and beacon: a reference point and look-out and, ultimately, an authoritative symbol of the civic and religious pride of the Pisan community.
The problem of the inclination
The problem of the inclination of the Tower is the aspect which, over the centuries, has most fascinated and aroused the curiosity of visitors, art enthusiasts and scholars, rendering the building world famous.
This is also due to the fact that, to this day, the reasons behind the inclination of the Tower are in many ways mysteries. Experts have debated at length, in particular in the XIX century, over whether or not the inclination came about as a result of problems of statics which emerged during the construction of the Tower: in other words, whether the inclination was the result of an unforeseen and inevitable progressive subsidence of the ground, or whether it constituted an effect consciously desired by the architect.
In the course of the XX century the increasingly accurate measurements of the Tower, alongside the investigations conducted with various instruments into the subsoil and archival and historical research have allowed for the emergence of some certainties (though these too cannot be considered definitive). For example, it now seems certain that the Tower was originally conceived as a straight building, but that it began to give way during the early phases of construction.
This was caused by the particular morphological characteristics of the ground underneath, composed of various strata formed of deposits and clayish material, interlayered, at about a metre of depth, by strata of subterranean waters. This conclusion has been reached by observing the composition of the ground and the corrections made to each floor of the Tower. Given the sporadic documentary evidence which we possess, it would appear certain that the oscillation of the building over the centuries was minimal, it having probably settled into a certain equilibrium with the subsoil. This is confirmed by the accurate survey undertaken in 1817 by two English scholars, Cresy and Taylor.
A few years later, in 1838, events caused a brusque acceleration of the oscillating movement of the Tower, leading to the need for resolute conservation operations. In this date, in fact, on the basis of exigencies of historical and aesthetic nature, it was decided to free the base of the Tower from the blanket of earth with which it had been covered for centuries. This operation, which led the Tower to lose the equilibrium which it had acquired, also included the dismantling of the buildings and structures nearby and, above all, the drying of the stagnant waters which perennially encircled the entrance. Subsequent measurements recorded an increase in the inclination of about 20 centimetres, while in the 267 years between the surveys of Giorgio Vasari in 1550 and Cresy and Taylor in 1817, the inclination had increased by a mere 5 centimetres.
After the works of 1838 the acceleration of the inclination continued for some years, after which it decreased to about a millimetre per year. Over the XX century, increases in knowledge and improvements in technical instruments, together with the involvement of conservation and government authorities, have promoted studies, research and even conservation interventions. Since 1988 the Tower has been closed to the public and a committee of experts is working to evaluate every danger likely to worsen the inclination of the Tower and to develop definitive measures to block, and hopefully to invert, the inexorable inclination of the monument towards the ground.
|